senin çatlamış kaldırımlarını öptüm
leke içinde kalmış duvarlarına astım kendimi
bütün mazgallarına tek tek düşürdüm kirpiklerimi
ve merhamet diledim bastığım tüm taşlardan
senin bütün sokaklarını yürüdüm
balkonlarına çıktım geceleyin
sokak lambalarına çarptım sarhoşken
ve kustum arka mahallelerinde öfkemi
gün batımını izledim Sarıçay'ın denize döküldüğü yerde
gün yüzü görmemiş acıları geçtim
senin yıkık dökük evlerini bildim
içinde bir zamanların yıkılmış kahkahalarını duydum
ve yakılmış mektuplarını hiç kavuşamamış aşıkların
senin teninde gezdim
lodosla
aşkın balını savurdum rüzgarla
ve dağıldım
çatlamış kaldırımlarında düştüm
kir pas içinde dizelerimle
rezil hallerde
karanlık sokaklarını yürüdüm
bin bir kahır ve ahla
bir şehir ne kadar benzerse aşka
ve aşk ne kadar benzerse bir kente
kırmızılar içinde kadın gibi lirik
öyle benzettim seni de bu kente.
bütün sokaklarını bi avazda geçtim
bütün ayazlarını tek nefeste içtim
sokakları arnavut kaldırımlı kentlere benzeyen
kadınları sevdim
balkonunda ılık rüzgarın gıdıkladığı
kadınlarla
seviştim
bu kent mi sana benziyor
sen mi benzedin kente
bilmeden
usulca annemin koynunu terk eder gibi-
bu şehirden
öyle
gittim.
İstanbul.