Yıkıp yeniden
Yeniden inşa etmekten yapmıştı kadın kendini.
Var olmak diye bir şey yoktu.
Yıkmak ve inşa etmek vardı.
İnşa edilen: bir önceki yıkıntının molozlarındandı.
Düş’tü:
Kırıldı.
B/aktı:
Yoruldu.
Kanayan dizlerini saracaktı
Aynanın karşısında, çırılçıplak.
Sabah uyandı, yatak k/an içinde.
Aynada iki yara bandı.
Dizlerinde kan kurumuş
Aynada bir kesik.
Düş’tü:
Kırıldı.
Kesikti, acıttı.
Yağmur sonrası toprak kokusu kadar alışılmış
Yaralar açtık etimizde.
Tatlı tatlı kaşınan çocuk yaralarının
Garip iştahıyla kaldırdık kabuklarını.
Kabukların altından görünen et,
Hatırlattı bize kanayabileceğimizi.
Gecenin üçünde ağlıyordu çocuk:
Tanrı’m, yaralarımı sevdiğim için beni affet!
Gecenin üçünde ağlıyordu kadın:
Tanrı’m yaralarımı kanattığım için beni affet!
Gecenin üçünde ağlıyordu adam:
Tanrı’m yaraladığım için beni affetme!
Bir ah döküldü Didem’n dallarından
Manzarası mezarlık olan bir odadan
Dışarı bakmak gibi hayat.
Bir yerden bir yere giden;
Hiçbir yere var-a-mayan insanlar kalabalığı.
Muhammed’in ümmetinden,
Didem’in şiirlerine sığınırım.
İstemem hiçbir ayet inmesin göğümden göğsüme
Yeryüzüne ben,
Yalnız ben
Dayanırım.
Gecenin üçünde ağladı incir ağacı:
“Dalımdan düşen kimseyi affetmedim!”
Varlık ile yokluk arasındaki boşluğa “yaşam” deniyor-muş.
İncir ağacından öğrendim.
4 Ocak 2015.